Hikayemiz
HİKAYEMİZ
Bir markadan çok, yıllar içinde şekillenen bir dünya.
Butterfly Chocolate’ın hikâyesi Aralık 2003’te, Leyla Akçağlılar ile birlikte başladı.
İkimizi bir araya getiren şey yalnızca çikolata değildi. Güzel olanı keşfetme, yaratma ve bildiğimiz şeyleri biraz farklı yorumlama isteğiydi. Butterfly’ın ilk yıllarını birlikte hayal ettik, birlikte yarattık ve birlikte büyüttük.
2008’de Leyla’yı kaybettikten sonra, birlikte başladığımız bu yolculuğu sürdürmek benim için Butterfly’a bambaşka bir anlam kattı.
Butterfly’ın bugün olduğu yere gelişi ise bir anda olmadı.
İlk yıllarda hazır çikolatayı eriterek kendi reçetelerimizi ve ürünlerimizi yaratıyorduk. Zamanla yalnızca çikolatayla ne yaratabileceğimiz değil, çikolatanın kendisi ilgimi çekmeye başladı.
Bir çikolata gerçekten nerede başlıyordu?
Bu merak beni 2019’da Tanzanya’ya götürdü. Kokoa Kamili’de kakaonun yolculuğunu kaynağında görmeye ve öğrenmeye başladım. Ardından Oregon’a, Eugene’e giderek kakao çekirdeği kavurmayı öğrendim.
İstanbul’a döndükten kısa bir süre sonra dünya durdu.
Pandemi döneminde evde, küçük bir masaüstü kavurma makinesiyle kakao çekirdeklerini kavurmaya başladım. Denedim, tattım, değiştirdim ve yeniden başladım.
Yaklaşık iki yıllık öğrenme ve geliştirme sürecinin ardından bu birikimi Butterfly’ın üretimine taşıdık. İlk kavurma ve çekirdeği kırıp kabuğundan ayırma makinelerimizi Türkiye’de yaptırdım; daha sonra profesyonel makinelerimizi yurt dışından getirdik.
Böylece hazır çikolatayla başlayan Butterfly, zaman içinde kakao çekirdeğini kendi kavuran ve çikolatasını çekirdekten itibaren üreten bir bean-to-bar çikolata evine dönüştü.
Belki de Butterfly’ın hikâyesini en iyi anlatan şey tam olarak bu dönüşüm.
Çünkü en başından beri değişmeyen bir şey vardı:
Merak.
“Başka nasıl olabilir?”
Ben hâlâ her yeni yaratımda kendime bunu soruyorum.
Benim için yaratıcılık hiçbir zaman yalnızca bir reçeteyle, hatta yalnızca çikolatayla sınırlı olmadı.
Beni asıl heyecanlandıran, herkesin baktığı bir şeye başka bir yerden bakabilmek. Bir objenin ne olduğundan çok, başka ne olabileceğini görmek.
Bu bazen bir çikolatanın tadında, bazen bir kutunun açılışında, bazen bir masada, bir kumaşta, eski bir objede ya da tamamen tesadüfen karşıma çıkan bir görüntüde başlıyor.
Sonra o fikir Butterfly dünyasına giriyor ve başka bir şeye dönüşüyor.
Belki bir çikolata koleksiyonuna.
Belki bir kutuya.
Belki bir servis objesine.
Belki bir sofraya.
Belki de henüz adını koymadığımız yeni bir şeye.
Çünkü Butterfly benim için hiçbir zaman yalnızca ürün yaratmakla ilgili olmadı.
Bir his yaratmakla ilgiliydi.
Bir kutuyu açtığınızda hissettiğiniz merak. İlk lokmada gelen sürpriz. Bir masanın ortasında gördüğünüzde yaklaşma isteği. Birine hediye ettiğinizde oluşan o küçük heyecan.
Ve o hissin içinde çoğu zaman beklenmedik bir şey var.
Mağazalarımızdaki gümüş sütlüklerin içinde süt yerine kaktüsler büyüyebilir. Büyük bir buz kovası çiçeklerle dolabilir. Eski bir mumluk ters çevrildiğinde bir servis standına dönüşebilir.
Çünkü benim için güzel olmak tek başına yeterli değil.
Biraz şaşırtması da gerekiyor.
Belki flea marketleri bu yüzden bu kadar seviyorum. Orada yalnızca eski objeler değil, başka bir şeye dönüşebilecek fikirler görüyorum.
Aynı bakış açısı kullandığımız malzemelere de yansıyor.
Bean-to-bar üretiminden geriye kalan kakao kabuklarını yalnızca bir üretim artığı olarak görmek istemedik. Onları bir sanatçıyla birlikte yeniden yorumlayarak mağazalarımızda kahve servisinde kullandığımız küçük tepsilere dönüştürdük.
Upcycling benim için yalnızca bir sürdürülebilirlik kavramı değil.
Bir şeye ikinci kez bakabilmek.
Tatlara da aynı gözle bakıyorum.
Bir markette dolaşırken gördüğüm hemen her şey için aklımdan aynı soru geçebiliyor:
“Bunu çikolatayla buluştursam ne olur?”
Yıllar önce patlayan şekeri çikolatanın içinde kullanmak, patlamış mısırı çikolatayla kaplamak ya da zencefil şekerlemelerini tek tek çikolatayla buluşturmak da böyle başladı.
Bir “Acaba?” ile.
Bu yüzden Butterfly’da çikolatalarımızı yalnızca ürünler olarak değil, bir moda evinin koleksiyonları gibi düşünmeyi seviyorum.
Tatlar, dokular, mevsimler ve fikirler değiştikçe koleksiyonlar da değişiyor.
Ben değiştikçe Butterfly da değişiyor.
Bu dönüşüm yalnızca çikolatada olmadı. İlk yıllarda daha klasik espresso markalarıyla başlayan kahve servisimiz de, kahveyi daha fazla öğrendikçe ve nitelikli kavurucuları keşfettikçe değişti.
Çünkü bir şeyi öğrendikten sonra, sırf yıllardır öyle yapıyoruz diye aynı şekilde devam etmek bana hiçbir zaman yeterli gelmedi.
Kendi hayatımdaki değişimler de Butterfly’ın dünyasına giriyor.
Üç yıl önce beslenme biçimimi değiştirip şekeri hayatımdan çıkardığımda, çikolatadan vazgeçmek yerine kendim için yemek isteyeceğim bir çikolatayı yaratmak istedim.
Böylece Zero Collection doğdu.
Şeker kullanmadan, kendi kavurduğumuz kakao çekirdeklerinden ürettiğimiz çikolatalarla yeni reçeteler geliştirdik.
Benim hayatımdaki bir değişim, Butterfly’da yeni bir koleksiyona dönüşmüştü.
Ve yine aynı arayış, zamanla çikolatanın da dışına çıkarak vegan soft serve üzerine kurduğum The Sundae Society gibi yepyeni bir dünyaya dönüştü.
Bugün geriye baktığımda bütün bunların birbirinden bağımsız olmadığını görüyorum.
Tanzanya’ya gidip kakaonun başlangıcını öğrenmek, Oregon’da kavurma öğrenmek, pandemi sırasında evde küçük bir makineyle çekirdek kavurmak…
Bir kakao kabuğunda yeni bir malzeme, eski bir objede yeni bir kullanım, alışılmış bir tatta beklenmedik bir eşleşme görmek…
Hepsi aynı yerden geliyor:
Bir şeyi olduğu gibi kabul etmemekten.
Yıllar içinde reçeteler geliştirdik, yeni teknikler öğrendik, koleksiyonlar yarattık ve uluslararası ödüller aldık. Bunların hepsi çok kıymetli.
Ama benim için Butterfly’ın asıl değeri, kendine ait bir dili ve dünyası olması.
Belki de bu yüzden Butterfly ismi bugün bana başladığımız zamankinden bile daha anlamlı geliyor.
Kelebek dönüşür.
Butterfly da hep dönüştü.
Ve dönüşmeye devam edecek.
Çünkü beni hâlâ en çok heyecanlandıran şey yalnızca yeni bir şey üretmek değil.
Herkesin baktığı bir şeye başka bir yerden bakabilmek.
Ve orada, henüz görülmemiş başka bir ihtimal görebilmek.
— Ebru İpekçi
Owner & Creative Director